PANDEMİNİN YOL AÇTIĞİ TÜKENMİŞLİKTEN NASIL KURTULACAĞIZ?

Bugünlerde artık hepimizin sisteminde küçük büyük hasarlar oluşmaya başladı. Duygular, mantık, davranışlar hepsi birbirine girdi, düğümlendi. Hepimiz yaşadığımız bu zor durumdan kurtulmak istiyoruz.

Endişe, öfke, hayal kırıklığı ve tükenmişlik…

Şu yaşadığımız olağandışı günlerde hepimizin deneyimlediği son derece olağan duygular bunlar.

Ümit etmek istiyoruz. “Az kaldı, düzelecek. Tedavide çok ilerleme kaydedildi. Kontrol altına alınıyor galiba” diye düşünüyoruz.

Birkaç saat sonra aldığımız bir haber umutlarımızı yerle bir ediyor. Kaygılanıyoruz: “Ne zaman bitecek bu? Ne kadar daha gidecek böyle?” Öfkeleniyoruz: “Bunu hak edecek ne yaptık?” diye soruyoruz.

Günah keçisi olmayı benimsiyoruz. Bir dolu hayal kırıklığı, sürekli ertelenmek durumunda kalan hayaller… Sanki elimizden kayıp gidiyorlar. Ve işte tükenmişlik... Tüm bu endişelerin, öfke patlamalarının ve hayal kırıklıklarının getirisi olarak tükenmişlik.

Bizler bu günümüzü yaşar, geleceğe tutunuruz. Tutunacak yer bulamazsak eğer savruluruz.

Ciddi bir fırtına var, hiçbirimiz önümüzü göremiyoruz. Hedeflerimiz sarsıldı.

Biz böyle bir dünyayı hiç hayal etmemiştik. Ancak filmlerde olabilecek bir şeyi yaşıyoruz şu an, hepimiz. Hani bazen uykunuzda bir kabusun içindeyken bilinç ve bilinçaltı birbirine bağlanır; bunun bir kabus olduğunu fark edersiniz. Gözünüzü açınca da şükredersiniz ya, öyle bir şey bu.

Uyanamıyoruz sadece. Sürekli negatif uyarıcıları alıp normal duygu durum gösterebilecek bir insan yok. Hepimiz etkileniyoruz.

Bu etkinin niteliği kendi bünyemizde bile değişiklik gösteriyor. Bir gün tamamen içimize kapanıyoruz, ertesi gün öfkemizi nereye kusacağımızı şaşırıyoruz.

PEKİ NE YAPACAĞIZ?

Şu anda “Her şey düzelecek” demek kimseye inandırıcı gelmiyor, hatta çoğu zaman ters tepip daha sinir bozucu bile olabiliyor.

Neyin ne zaman düzeleceğini bilmiyoruz. Düzeldiğinde de nelerin eskisi gibi olup olmayacağını. Bu kadar bilinmeyenli bir denklemde “Ah vah, bitti, mahvolduk, bu iş daha gider böyle” demek ve buna inanmak da bir seçimdir.

Diyelim ki böyle düşünmeyi seçtiniz. Elinize ne geçiyor? Hayatınız nasıl şekilleniyor? Daha çok öfke, daha çok mutsuzluk, gelecekten daha çok uzaklaşma.

Olumsuzu seçmek daha kolay geliyor bize aslında. Böylece uyum sağlayacak cesareti bulamama eksikliğimizi bir anlamda kapatmış oluyoruz.

Şimdi ters mantığa bakalım. “Evet zorlanıyorum. Duygularım çok iniş çıkış gösteriyor.

Çoğu zaman kendimi çıkmazdaymış gibi hissediyorum. Yoruldum. Önümü göremiyorum, doğru.

Daha çok çamura saplansam bana ne fayda sağlayacak? Ayağa kalkmak için ne yapabilirim?” Önce yaşadıklarımızı kabul etmemiz gerek. Bundan kasıt, Polyannacılık oynamak değil. Gün geldiğinde bağıra çağıra ağlamak, öfkeni kusmak, duvarları yumruklamak...

Bazen gözümüzün önüne inen ağır duygu perdesini kaldırabilmek için bunları yapmak gerek.

Kriz durumlarındaki şarj mekanizmalarımız gibi düşünebiliriz.

Algılarımız açılıp kendimizi daha iyi hissettiğimizde de “Bugünü daha güzelleştirmek için ne yapabilirim?” diye düşünebiliriz sakince.

Tökezleyeceğiz, düşeceğiz. Hep yerde mi kalmak istiyorsunuz, yoksa bir şeylere tutunup ayağa kalkmak mı; işte bu sizin özgür iradeniz.

Olayların kendisi kadar onları algılayış biçimimiz de büyük önem taşıyor.

Önlemlerinizi aldığınız sürece güvende olduğunuzu bilin.

Biliyorsunuz; korona virüs alacağımız önlemlerden daha güçlü değil.

 Duygu yükünü boşaltın, algılarınızı açın ve yolunuza devam edin.

YORUM EKLE