KÜRTLER DEĞİŞİMDEKİ YERİNİ ALMALI


Ahmet Kırboğa

Ahmet Kırboğa

Okunma 06 Ağustos 2018, 13:07

Kürtler bu ülkenin temel taşlarındansa, bu dine herkes kadar tabiyse ve bu topraklarda İstiklal savaşı verip kazandıysa, o zaman bu Devletin ve bu vatanın bir parçasıdır. Bir evladıdır. Öyle değil mi?

Kürtlerin tarihi neden akademik yönüyle araştırmacı ve tarihçiler tarafından yazılmıyor? Tarih ve ders kitaplarında neden yok? 

MEB’in bu konuda bir çalışması olmaması (Benim bildiğim yok) çok büyük bir eksiklik. 

Yeni nesil için böyle bir çalışmanın ne kadar büyük etki bırakacağını düşünemeyenler hata yaptıklarını ilerde anlayacaklar. 

Henüz 1. Dünya savaşının arifesindeyken yani 1908’lerde İttihad ve Terakki’nin başlattığı, 1980’lerden sonra da cuntacı generallerin devam ettirdiği asimilasyon politikalarından dolayı, Kürtlere karşı bir önyargı ve bir bilinmezlik başladı.

Cumhuriyet kurulduktan sonra farklı etnik grupların özelliklede Kürtlerin ötekileştirilip, ortadan kaldırılma politikası izlenmişti.

 1924 - 1968 yılları arasında, aralıksız olarak uygulanan ulusalcı politikalarla ülkeyi idare eden zihniyet, Kürtler üzerinden çok derin bir  planı yaptı. Bu planın ana merkezi aslında Siyonistlerdi.

Kürtler, PKK ve JİTEM’den sonra basiretsiz ve şımarık kamu görevlilerinden yüzlerce yıldır görmediği zulumü gördü. 

Köy ve mezralarda yaşayan insanlar eğitimden mahrum kaldıkça, gelişi güzel ideolojileri benimsediler. 

Bediüzzamn Said Nursi hazretleri 90 yıl önce bunun farkına varıp acilen Van’da bir üniversite yapılması için çok uğraştı. 

Halbuki cumhuriyet öncesi yani Osmanlı idaresinde Kürtlere veya herhangi bir etnik kökene sahip olanlara böyle bir yaklaşım yoktu. Herkese eşit ve adil davranılıyordu. 

Ne yazık ki Ülkede 1968 kuşağı oluşurken, Türkiye de dünyada şekillenen siyasi düzenden nasibini alıp, sağ ve sol ayrımına girmişti. Kürt’lerin bir kısmını bu iki görüşten birini savunmaya mecbur bırakıp, hem sağ hem de sol kesim Kürtleri, kendi saflarında görmek istediği hedef kitle haline getirdiler.  

1. Dünya savaşı Devlet kurmak için en ideal zamanlardan biriydi. 

Osmanlı imparatorluğunun bölgede ve coğrafyada Devlet otoritesini kaybettiği o dönemlerde, diğer milletlerin aksine “bin yıldır Kuran’a hizmet eden Türk kardeşlerimize ihanet edip, onları sırtından hançerleyemeyiz.” diyerek kurtuluş savaşına milislerle katılan, Doğuyu ve Güneydoğuyu Ruslardan ve Ermenilerden temizlemiş bir milletti Kürt halkı. 

Kürtlerin, Dinine ve Devletine olan sadakatine kimse sorgulayamaz.

Sadece baskı ve asimilasyon politikaları nedeniyle iftiralarla dolu, yalan bir tarihle insanların kafalarını karıştırırlar.

Dillerinin bile yasaklandığı bir ülkede Kürtlerin tarihini yazmak elbette mümkün değildi. 

Dr. Mehmed Şükrü Sekban 1933'te Fransa'da tabettiği, orijinal adı "Kürt Meselesi" olan kitapta Özetle; Kürtlerin Turani kavimlerle ve Türklerle akraba bir kavim olduğu fikriyle hareket edildiğinde, tüm bu ayrımcılık ve ötekileştirilme fitnesi ortadan kalkıyor.

Özellikle 1980 ihtilali ve sonrasında başlayan zulum, bize yani Kürt halkına kendi toprağımızda, kendi evimizde ana dilimizi yani Kürtçe konuşmayı bile yasakladılar. 

Hem de Allah bizi Kürt yaratmasına rağmen.

Bazı dış güçlerin de Teşvikiyle bir isyancı halk görüntüsü vermeyi amaçladılar. 

Kısmen başarılı da oldular. 

Zira Türkiye’nin batısı, uzun bir süre özellikle 1987 - 2002 tarihlerinde Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki insanlara hep önyargı ve ikinci sınıf bir halk olarak yaklaştı. 

Zamanla ikili ilişkiler kuruldu dürüst, misafirperver, güçlü akrabalık bağlarına sahip  ve dinlerine olan bağlılıklarından dolayı bir çok insanın önyargılarından kurtulmasına yardım etti. Kürtlerin sayesinde kendi aile bağlarındaki eksikliği farkedip düzeltme yoluna gidenler de oldu. Her iki taraf da birbirlerinden iyi birşeyler görüp öğrendiler ve kaynaşıp akraba oldular. 

Tıpkı tarihte olduğu gibi.

Diğer yandan ise sol fraksiyonlar, Kürt halkını özellikle gençleri diğer etnik kökenlerden farklı bir tarihi olduğuna inandırıp, temel hak ve özgürlüklerinin Türk Devleti tarafından gasp edildiğine inandırmaya çalışıyorlardı.

(Oyunu kuranlar, oyunu kurmadan önce uygun bir altyapıyı oluşturduğu için prensipte haklı oldukları bir konuyla, onların üzerinde etkili oluyordu.) 

Kürtleri kendi safına çekebilmek için kendilerinin benimsedikleri dünya görüşleri çerçevesinde farklı bir Kürt tarihi oluşturmaya başladılar. 

Hedefleri ateist anlayışıyla hareket eden, İslamdan koparılmış, dinsiz, devrimci ve isyancı bir Kürt halkı oluşturmaktı.

Koçkıri olaylarını bile çarpıtıp, sanki bir halk ayaklanmasıymış gibi tanıtma çabasında olan kitaplar yazılmıştı. Aynı şekilde bir islam şehidi olan şeyh Said’i bile sahiplendiler. 

1975’ten sonra Kürt halkından sol ideolojiye kayan bir taban oluşmaya başladı. 

PKK hareketi bu tabanla birlikte oluştu. 

Böylelikle PKK hareketi yeni bir ulus inşa etme çabasına girişince, Kürt dili ve tarihi de yeniden şekillenip sil baştan ele alındı. Başta PKK ve HDP Olmak üzere Kürtlerin temsilcisi olduğunu ve Kürt halkının özgürlüğü için mücadele verdiğini iddia edenler en çok Kürtlere zarar verenlerdir. 

24 Haziran 2018 tarihinden sonda Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Devlet idaresinde ve hem dünya hemde bölgesel otoritede söz sahibi olmuş ve genetik kodlarını yeniden yazarak 95 yıllık prangalarından kurtulmuştur.

Bu değişime ayak uyduramayan, geçmişe takılıp kalan veya eski kafayla yoluna devam etmek isteyen her kim olursa olsun, siyasi parti, STK, cemaat, tarikat vb. Toplumsal alanda zemini olan her Grup, her düşünce, her görüş ve her bakış açısı deforme olmaya mecbur ve mahkum olacak. 

Bundan dolayı Kürtler varlığını daha anlaşılır biçimde ortaya koymalı. Bu ülkenin önemli bir parçası olduğumuzu bütün dünyaya göstermeliyiz.

Kürt halkının sadece HDP’den ibaret olmadığını, Kaderlerinin HDP’nin tekelinde olmadığını göstermek durumundayız.

Kürt halkı Türkiye’deki değişime ayak uydurmalı. Geçmişte kaybettiği mücadeleyi, daha anlamlı ve daha anlaşılabilir bir şekilde asıl şimdi vermeli. Bir siyasi parti olmazsa bile en azından bir dernek yada vakıf vasıtasıyla STK unvanıyla, bir kurumsal yapı olma yoluna giderek, kendi insanlarının eğitim ve öğrenimlerine, kültür ve tarihi tanıtımlarına öncülük etmeli. Doğu ve Güneydoğuyu bir turizm başkenti yapmak mümkündür. Çünkü bizim topraklarımızda her adımda bir tarih çıkar karşımıza.

Devletin verdiği maaşı yiyip, kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kaymakamı katleden haniler ile Allah’a ve dinine hizmet eden, Devletin bekası ve vatanın bağımsızlığı için canını verenler bir birinden ayrılmalı. 

11 aylık bebekleri ve savunmasız kadınları öldüren canilerle, o günahsızların ölümüne kahrolup kendi canı gitmişçesine ağıtlar yakanlar aynı değiller.

Devletini küçük düşürmeye çalışan, köşeye sıkıştırmak için başka ülkelere şikayet ederek, şımarık tavırlarıyla siyaset yaptığını sananlar değil, uluslararası her platformda ülkesini savunan, PKK’yı ve katliamlarını kınayan - karşı çıkan, ona silah bırakması için baskı kuran, Devletin yatırımlarını ve çalışmalarını takdir eden, gerektiğinde daha kaliteli bir hayat için eleştirebilen bir yapı olarak hareket etmeli. 

Devleti oyalamak, parçalamak, parça koparmak veya meşgul etmek için değil, Devletin gücüne güç katmak için hareket etmeli.

MHP gibi BBP gibi hem kendi siyasi çizgisini koruyabilen hemde Devletin bekası söz konusu olduğunda, kişisel husumetleri bir kenara bırakıp, birlik olabilecek basirete sahip olanlar ancak  değişime uyum sağlayabilir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde şahlanan Türkiye, muazzam bir saldırı altındadır. Batı artık taşeronları ile değil bizzat kendisi açıktan savaş başlatıp saldırıya geçmiştir. Bu savaşta, Erdoğan’a destek olmak ve onu Abdülhamit’in yalnızlığına terketmemek bizim şerefimiz olmalı.

Bir tek siyasi parti, bir milleti tek başına temsil edemez. Böyle bir hakkı yoktur.

HDP’nin siyasetini ve almış olduğu kararlarını eleştirip sadece “sorgulayın” dediğim için linç edildim yemediğim hakaret kalmamıştı. 

Beni Kürtlerin yüzkarası olarak ilan ettiler. Vallahi Yanılıyorlar.

Öyle olmadığımı, halkımın barış ve huzur içinde yaşamasını istediğimi en iyi Allah biliyor.

Halbuki sorgulamak insani bir eylemdir. 

Mevcudu sorgulamadan doğruyu göremeyiz. Ben insanların ne düşündükleri ile ilgilenmiyorum. Benim İnandığım bir dava var. 

Bu davanın kılıcı Selahaddin’i Eyyubi ise mızrağı da Fatih sultan Mehmed’dir.

Bu davada ırkta üstünlük yoktur.

Bu davada Dinde eşitlik vardır.

Bu davada beşeri bir cilve veya rant yoktur. 

Bu davada sadece Allah’ın rızasına erişmek vardır. 

Vesselam...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.