KARNELER GÜNÜ

Karneler günü yaklaşıyor. Çocukların hepsi çok heyecanlı. Elbette çocuklar, öğretmenleri tarafından takdir edilmek, çabalarının karşılığını almak istiyorlar. Ancak görüyoruz ki çocuklar en çok ebeveynlerinden ağız dolusu bir “Aferin!” duymak istiyorlar.

 Çocuğunuz eve geldi ve karnesinin hepsi pekiyi. Onu ödüllendirmek ve en güzel hediyeyi alıp gelecek dönemde de pekiyilerle dolu bir karne getirmesi için teşvik etmek istiyorsunuz. Bu sizler için en iyi senaryo. Peki, en kötüsü ne? Sizin için özellikle de siz farkında bile değilken “Kötü” gelen karne. Bu karneninde bir yaptırımı olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Çünkü siz, ona size sunulmayan tüm imkanları sundunuz.

İki uç senaryo için de aslında durum aynı. Çok büyük hediyeler almak, tatil süresince tüm kısıtlamaları kaldırmak sizce ne kadar doğru? Ya da kötü gelen karneden sonra tatil boyunca evden çıkmasını yasaklamak, hayal kırıklığınızı çocuğunuza yansıtmak? Her iki durumda da aslında farkında olmayarak çocuğa “önemli olan şey akademik başarın” mesaji vermiş oluyorsunuz. Bundan sonraki okul başarılarını aslında farkında olmadan siz belirliyorsunuz. Çok büyük hediyeler ile ödüllendirilen çocuk daha çok hırslanıyor. Arkadaş ilişkilerinden daha çok notlarına önem veriyor. 100 değil 98 aldığı zaman ağlıyor. Çünkü sizi hayal kırıklığına uğrattığını düşünüyor. Cezalar alan, karnesi yüzünden dışarı çıkamayan çocuk ise her sınava fazladan bir kaygı ile giriyor.

Elbette çocuklar takdir edilmeli. Ancak burada dikkat edilmesi gereken konu notları takdir etmemek. “Bu dönem çok çaba harcadın ve karşılığını aldığını görüyorum. Tebrik ederim!” ya da “Bu dönem çabaların biraz eksik kalmış gözüküyor. Seninle birlikte nerede hata yaptığını konuşarak bu farkı kapatabileceğimize inanıyorum!”

Hayatın her alanında olduğu gibi çocuklarımız için de en önemli şey çabasının görülmesi ve takdir edilmesi.

YORUM EKLE