2014 VE YENİ UMUTLAR

Gençken,evlenip çoluk çocuğa karışınca yaşamın daha iyi olacağına inanırız. Sonra çocukların yeterince büyümediğine karar verir ve onlar büyüyünce halimizden daha memnun olacağımızı düşünürüz. 

Daha sonra gençlerle uğraşmaktan usanır ve çocuklarımız gençlikten çıkınca kesinlikle mutlu olacağımıza inanırız. Eşimiz ya da sevgilimiz bize daha iyi davranmaya başladığında, daha güzel bir araba aldığımızda, tatile çıktığımızda, emekli olduğumuzda, okulu bitirdiğimizde daha mutlu olacağımızı kendimize anımsatırız. 

Gerçek şu ki, mutlu olmak için içinde bulunduğumuz andan daha uygun bir zaman yoktur. Şimdi değilse, ne zaman? Yaşamınız her zaman zorluklarla, engellerle dolu olacaktır. Bunu işin başındayken kabul edip, her şeye karşın mutlu olmaya karar vermek en iyisidir. Uzun bir süre, gün gelip gerçek yaşamımın başlayacağını düşündüm. Ama her zaman, önce aşılması gereken bir engel vardı karşımda. 

Yaşanması gereken bir acı, bitirilmesi gereken bir iş, ödenmesi gereken bir borç, verilmesi gereken bir final… Yaşam hep daha sonra başlayacaktı. Sonunda bu engellerin aslında benim yaşamımın ta kendisi olduğunu anladım. Yaşama bu gözle bakınca mutluluğa ulaşan bir yol olmadığını gördüm. 

Mutluluk aslında şimdi akan ve içinde bulunduğumuz zaman. O zaman elimizdeki zamanın her anının değerli ve yaşanılası olduğunu bilmek gerekiyor. Bu yüzden, o anı senin için özel olan, seni özel bulan birisiyle paylaşabildiğin için daha bir sev ve anımsa, zaman kimseyi beklemiyor çünkü… 

Ve hemen vazgeç, şu andan daha iyi bir an olmayacağına karar vermek için okulu bitirmeyi, okula geri dönmeyi, on kilo vermeyi, on kilo almayı, çocuk sahibi olmayı, çocukların evlenmesini, bir işe girmeyi, evlenmeyi, boşanmayı, cuma akşamlarını, pazar sabahını, yeni bir ev almayı, arabanın taksitlerini ödemeyi, KPSS'yi kazanmayı, ilkbaharı, yazı, sonbaharı, kışı, zengin olmayı, face'de çok beğenilmeyi, sarhoş olmayı, ayılmayı... 

Mutluluk varılacak bir hedef değil, yolculuğun ta kendisidir. Şunu unutmayalım; Epiktetos'un ünlü deyişinde belirttiği gibi 'İnsanlara rahatsızlık veren, olayların kendisi değil, bu olaylara getirdikleri bakış açılarıdır'diyerek, yaşadığımız olaylardan çok bu olaylara bakış açımızın, bu olaylara ilişkin algımızın,bu olaylara yüklediğimiz anlamın bizde birtakım duygular uyandırdığını belirtmektedir. 

O halde yaşadıklarımızı,başımıza gelen olayları, durumları ve bu olaylar hakında düşündüklerimizi değiştirebilirsek, büyük bir olasılıkla bu olaylar, durumlar hakkındaki ne hissettiğimiz ve davranışsal tepkilerimiz de değişecektir. Ve bu değişimin elimizde olduğunu farketmek kişisel gelişimimiz açısından da paha biçilmez bir kazanım olacaktır.

Bu zamana kadar hep başkalarından beklediğimiz o sihirli 'elin'kendi içimizde olduğunu bilmek ve o 'ele'sıkı sıkıya sarılmak hayata tutunmak noktasında bizi daha güçlü ve kararlı yapacaktır. Evet beklemeyi, ertelemeyi, şarta bağlamayı bırakıp hemen ve şimdi mutluluk için aldığımız her nefesin değerini bilmek, doğrularımızı da hatalarımızı da değerli görüp onları bizden olduğu için severek yaşama kaldığımız yerden devam etmeliyiz. 

Çoğu insan kader'i yanlış bilir. Kader, var olan hayatın önceden çizilmiş olması demek değildir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarında yapılan seçimlerdir, güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Kişi kaderini seçimleriyle belirler, seçimleri kaderidir. Seçim yapmamak veya hiçbir şey yapmadan beklemekte bir seçimdir. Yani kişi belirlediği bir seçimde "ne yapayım, kaderim böyleymiş" deyip, çaresizlikle boyun bükerse; bu cesaretini sürgüne yollandığının, kendini kaybettiğinin ve kendini sınırladığının göstergesidir. 

Gerçekte hayat sınır koymaz; kişi inançlarıyla sınırlar kendini. Bir kişi kendini arıyorsa kaybettiği yere bakmalıdır. Bu nedenle suçlamak, şikâyet etmek, yakınmak, sorumluluklardan kaçmak, isyan etmek, tepkisiz kalarak durumunu kabullenmek veya boyun eğmek yerine, kişi kendi olma cesaretini göstermeli ve "çaresiz değilim, çare BEN'im" diyebilmelidir. 

Çünkü ne hayatın gerçekten hâkimidir ne de hayat karşısında çaresizdir, kişi inandığı oranda mümkün olan her şeyi yapabilir, bunun için kendi benliğine, kendi içine bakması yeterlidir. Ayrıca kişinin suçlamak yerine sorumluluk alması, "her şeyin tek suçlusu benim, duygularımı ve düşüncelerimi denetleyebilirsem kaderime yön verebilirim, ancak kendimi değiştirebilirim, tutum ve davranışlarımı farklılaştırabilirim, tepkilerini değiştirebilirim," diyebilmesi, hayatı ve etrafındakileri olduğu gibi kabullenebilmeyi öğrenmesi gerekir. 

Çünkü gerçek değişim insanın içinden, duygu ve düşüncelerinden başlamalıdır. Bu süreçte kişi öncelikle korkularından ve yıkıcı düşüncelerinden kurtulmalı, "iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır" diyen atasözümüzde olduğu gibi kendini düzeltmeli, başkalarını kendi kafasındaki şekle uydurmak için baskı, şiddet, tehdit, ısrar, duygu sömürüsü gibi şeylerden vazgeçmeli, çarenin her daim olabileceğini bilmeli ve mutluluğunun başkalarının davranışlarına değil sadece kendisine bağlı olduğunu hatırlamalıdır.

Şair ne güzel demiş: Her sevdiğimden bir şeyler öğreniyorum Her bir şey öğreteni seviyorum Severek yaşıyorum Değil mi ki zaten yaşamak; Sevmek ve Öğrenmek Herkesten bir şeyler öğreniyorum Bir şeyler öğrenmeyi seviyorum Sevmeyi öğreniyorum Öğrendikçe daha çok seviyorum Severken yürekler tek,beden tek Sevgi,vermek demek Yaşamak:sevmek ve öğrenmek demek... Yeni yılı severek, öğrenerek, paylaşarak geçirebilmek umudu ve dilekleriyle...

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.